Herşeye rağmen insanlar dışında olaylara müdahale edip,bir rastlantı zinciri kurulması, görünenin ötesinde insanın üstünde bir gücün kontrolünü göstermektedir.
Kırmızı rengin çekiciliği, arka fonda çalan müzik, karakterlerin boşlukta yok olma hissini ve bu boşluğu doldurma çabaları, hayatın gayesi haline getirilmektedir. Filmin ana karakteri Valentine bu boşluğu kendisinden uzakta olan sevgilisi Michel’in yokluğuna dayandırır ve bir nevi ona gösterdiği sadakat ile bu boşluğu anlamlandırmaya çalışır. Bu fiziksel bir ihtiyaç değil, tamamıyla ruhsaldır; tıpkı Valentine'nin fotoğrafçı ile sevişmeyi reddetmesi gibi, uzaktaki sevgilisi Michel’e duyduğu sevgi, kendi ruhundaki bu boşluktan kaynaklanmaktadır. Asıl sorun Michel’in yokluğu değildir. Öyle ki onun yokluğu kırmızı bir ceket ile giderilebilir, filmin ilk sahnelerinde telefonda Michel’e kendisini yalnız hissettiğini söylemesi ve onun kırmızı ceketi ile uyuduğunu belirtmesi ceketi ve Michel’ i aynı boyuta indirger. Valentine kendi yalnızlığını ve tükenmişliğini, kendisini sevip sevmediğinden bile emin olmadığı Michel üzerinden yok etmeye çalışır. Valentine’nin filmin ilk sahnelerinde Michel ile telefon da konuşurken helikopter sesinin Valentine’yi rahatsız etmesi ve Valentine’nin camı kapaması hayatındaki sorunları görmezden gelmeye çalıştığını gösterir, çünkü gerçek tam da kapadığı camın ardında, insanı rahatsız eden helikopter sesine benzemektedir. Sesin rahatsız ediciliği ikisi arasındaki iletişimsizliği anlamamıza yeter. Kısaca Valentine ve bu bölgede yaşayan insanlar bir körlük dönemindedir.
Film Valentine’nin bu körlükten uyanış dönemini ve küçük bir bölgedeki bir kaç insanın yaşamlarının dönüm noktalarını anlatmaktadır. Herşeye rağmen insanlar dışında olaylara müdahale edip, bir rastlantı zinciri kurulması, görünenin ötesinde insanın üstünde bir gücün kontrolünü göstermektedir. Bu güç ("Kader" film boyunca kırmızı renge bürünmüştür. Valentine’nin uyanışının ilk kırılma noktalarından olan insanların özel konuşmalarını gizlice dinleyen yargıç ile tanışması tamamen bir tesadüf eseridir. Yargıcın adresinin, Valentine’nin çarptığı köpeğin boynunda bulunan kırmızı boyunlukta olması ise kırmızı rengin ilahi bir güç olarak görünmesini sağlamaktadır, tıpkı herkesi dinleyen yargıcın odasında ağırlıkta olan kırmızı tonlar gibi... Yargıcın birçok insanın mahrem konuşmalarını dinlemesi ilahi bir güce denk düşmekte ve ancak yargıcın devleti temsilen kullanıldığı düşünülürse özellikle günümüzde sıkça rastlanan devlet tarafından özel hayatın ihlaline de vurgu yapılabilir. Valentine’nin Michel ile yaptığı ikinci telefon konuşmasında telefonun anteninin ucunda bağlı olan kırmızı kurdele ile oynaması, Michel’in o anda konuşmasından da anladığımız kıskançlık ve öfke gibi duygularını vurgulamaktadır.
Yargıcın yıllar önce kendisini aldatan sevgilisinden sonra hayata küsmesi ve yaşamının son yıllarında rastladığı valantine, kaçırdığı hayatı simgelemektedir. Bunun yanı sıra yargıç ve August’un film boyunca birbirini görmemelerine rağmen yaşamlarının birbirlerine bu kadar çok benzemesi (kendilerini aldatan kadınların fiziki görünüşlerinin aynı olması, kitapların rastgele açılan sayfaları,meslekleri) filmdeki zaman akışını bozmadan savcının geçmişini görmemize olanak sağlar. Zamanın düz bir çizgide geçmesine rağmen, August’un hayatı aynı zamanda Yargıcın geçmişini de vermektedir ve böylece filmin zaman kavramı geçmişi ve geleceği dramatik yapıyı bozmadan çok daha akışkan ve anlaşılır bir şekilde göstermektedir.Tesadüflerin ilahi bir boyuta kavuştuğu en önemli sahnelerden biri ise yargıcın hiçbir zaman sahip olamadığı ikinci mutluluğa August’un bir kaza (kader) sonucu Valentine’i tanıyarak sahip olması verilebilir.Karakterlerin birbirlerini tanımadan önceki yaşamları benzerdir ve hepside kabullenilmeyen bir memnuniyetsizliği yaşamaktadırlar,tıpkı film boyunca camlardan birbirlerini görmeleri(Valentine’nin August’u,Yargıç’nın August ve sevgilisini,mafya babasını gözlemesi )gibi…
Film ilerledikçe karakterler gerçeği keşfe çıkar,kırılan camlar ve patlayan ampuller gibi, Yargıç ve Valentine konuşurken patlayan ampulün değiştiği anda Valentine’nin yüzüne vuran şiddetli ışıkta bu gerçeğin rahatsız ediciliğini görmekteyiz(Kocasının eşcinsel olduğunu bilmeden yaşayan kadının mutluluğunu gören Valentine’nin sessiz kalması gibi),çünkü valentine artık kendini Michel üzerinden yada sahip çıktığı köpek üzerinden var edemez ,ancak kendisini piyanonun üzerinde duran taşlardan farklı olduğunu görmesiyle yaşamı yaşanılır kılabilir,çünkü Valentine bütün insanların göbek bağının kesildiği andan itibaren yalnız olduğunun farkına varmaya başlamaktadır,Valentine ve çevresindeki insanların bu iletişimsizliğinin asıl sebebi,karakterlerin gerçeği(Valentine’nin,Michel’in kendisini sevmediğini,yalnız oluşunu kabulenemeyişi,August’un aldatıldığını görene kadar kız arkadaşını arayışı,eşcinsel olan adamın bunu eşine ve kızına söylememesi…) kabullenemeyişi üzerinden değerlendirilebilir.
Kieslowski her filminde olduğu gibi bu filminde de küçük nesneler aracılığı ile gerçeği göstermektedir. Hiç görmediğimiz Michel’in gerçek duygularını telefon antenindeki kırmızı kurdele ile göstermektedir, yada August’un bindiği arabanın rengi,giydiği gömleğin rengi,ya da filmin en önemli sahnelerinden biri olan bowling salonunda kameranın kırık bardak şişesine yanaşması gibi.içinde halen bir miktar içki olan bu kırık bardak her ne kadar parçaları kırık ,kopmuş olsa da yaşam belirtisi göstermektedir,tıpkı Valentine gibi, annesi ve kardeşi ,yada sevdiği adamın onu önemsememesi onu kırmıştır,fakat bu gerçekliğe rağmen yaşamalıdır. Gerçek kırık, içi biraz dolu bu bardak gibidir,hiçbir zaman mükemmel değildir,aksine keskindir.
İnsanlar, tıpkı komşularının yargıcın evine attığı taşlar gibidirler. Yalan duygularla tıpkı bir taş katılığında yaşarlar. Bütün bunlara rağmen gerçeğin göründüğü en önemli sahnelerden biri ise Savcı ve Valentine’nin defileden sonra salondaki konuşmaları,tıpkı aniden kopan fırtınanın camı kırması gibi Savcının bütün yaşamını öğreniriz,yine bu sahnede masada duran iki kahve(ikisi de eşit miktarda) tıpkı savcının da belirttiği gibi “Rezil kahve” gerçekliği anımsatmaktadır,gerçeğe olan yaklaşımları tıpkı ellerinde tuttukları bu plastik bardaktaki kahvelere benzemektedir,Valentine Savcının sırrını çözmüştür ve bir yudumda kahvesini bitirir ,plastik bardağı elinde kırar(Tıpkı kırık içki şişesi gibi),Savcı ise rezil dediği kahveden yudumunu içer ve anlatmaya başlar.Filmdeki cam kırılmaları,ampul patlamaları,kahramanın erginlenme dönemlerini belirtir niteliktedir,ilk kırılma ve son kırılma arasında Valentine büyük bir evrim geçirmiştir buna örnek olarak ise filmin başlarındaki reklam filmi için verdiği pozdaki sahte bakışın,filmin sonunda televizyondan gördüğümüz kazadan sonraki kare ile benzerliğidir,filmin sonundaki bu gerçeklik birbirine benzeyen bu iki kareyi sorgulamak için iyi bir nedendir,çünkü aynı zamanda filmin başındaki karakterlerin tıpkı filmin sonundaki bu kare gibi gerçekliğe daha yakın olduğu açıktır.Filmin sonunda üçlemenin diğer iki filminde gördüğümüz ana karakterlerin rastlantı eseri gemiden kurtulmaları kader kavramını bir daha sorgulatmaktadır.
Bu Eleştiriyi Paylaşın!